KASAS SURESİ

İniş Sırası: 49
KASAS SURESİ
Sure No: 28
Bismillahirrahmanirrahim

Esirgeyen, Bağışlayan Allah’ın Adıyla…
1. Ta. Sin. Mim.
2. İşte, açıklanmış kitabın ayetleri.
3. İnanacak bir toplum için, Musa ile firavun haberlerini doğru şekliyle, biz sana aktarıyoruz, 343
343 (49:3) “Musa ve firavun haberleriyle” ilgili, bak. Bakara Suresi 47-59; A’raf Suresi 103-141; Yunus Suresi 75-92; Hûd Suresi 96-100; İsrâ Suresi 101- 104; Meryem Suresi 51-53; Tâ-Hã Suresi 1-99; Müminûn Suresi 23-44; Zuhruf Suresi 46, 56; Duhân Suresi 17-37; Zâriyât Suresi 38-40; Nāziāt Suresi 15-26.

4. Doğrusu firavun o yerde diktatör oldu ve halkını gruplara ayırdı. Onlardan bir grubu köleleştirdi, onların oğullarını her şeyden mahrum bıraktı, mağdur etti. Kadınlarını da hayat kadını yaptı, Muhakkak ki o, ayırımcı, soykırımcı bir yol izledi. 344

344 (49:4) 4. ayette “oğullarını her şeyden mahrum bırakıyor, mağdur ediyor” diye anlamlandırdığım sözcük, meâllerde “oğullarını boğazlıyor” diye çevrilmektedir. Sözcüğün Arapçası “Yüzebbihu”. Bu kelime “zebh” kökünden türemedir. “Zebh” sözcüğünün esas anlamı, “şaklamak” “herhangi bir şeyden parça koparmak” demektir. Daha sonraları “boğazdan kesme” anlamında kullanılır olmuştur. “Zebh” sözcüğü mecazen “helâk” anlamında kullanılır. Zira boğazın kesilmesi, bir canlıyı helâke götürmenin en seri yoludur. (Lisanü-1- Arab, c. 3, s. 486-488, Zbh, mad.; Tacü-l-Arus, c. 4, s. 38-41, zbh, mad.) Zebh, sözcüğüne, “boğazlamak” değil de, “helâk etme” “mahrum etme, mağdur etme” “gözden düşme”, yüzüstü yapayalnız bırakma” vs. anlamlarının verilmesinin konuya daha uygun olduğunu düşünüyorum. Bak. Neml Suresi 21. Ayet; Sâffät Suresi 102. Ayet ve dipnotu, Bakara Suresi 49; İbrahim Suresi 6. ayetler. Ayrıca bak. Kitab-ı Mukaddes, Çıkış, 1/8-22.

5. Biz ise, o yerde haksızlığa uğrayan kimselerin, lütfumuzla, kendilerini varisler kılacağımızı ve önderli bir millet yapacağımızı anlamalarını istedik.
6. Onlardan, firavun, haman ve onların ordularına da, istedik ki, o yerleri kendileri için mekan yapalım. Fakat onlar sunulan gerçekleri dikkate almadılar. 345

345 (49:5-6) Haman ile ilgili, bak. Mü’min Suresi 36, 37.

MUSA’NIN DOĞUM ÖYKÜSÜ
7. Biz isteğimizi gerçekleştirmek üzere, Musa’nın annesine şu bilgiyi verdik: “Onu emzir, eğer onun can güvenliğinden endişe edersen,
o zaman onu nehire bırakıver, korkma, üzülme, muhakkak biz onu sana döndüreceğiz ve onu elçilerden kılacağız. 346

346 (49:7) Bak. Tâ-Hå Suresi 39; Yusuf Suresi 10; ayrıca bak. Kitab- Mukaddes, Çıkış, 2/1-10.

8. Böylece, firavun ailesi, kaybolmuş bir bebek olarak onu nehirde bulup aldı. O, gelecekte kendilerine bir düşman ve bir üzüntü kaynağı olacaktı. Çünkü firavun, haman ve askerleri yanlış yoldaydılar.

9. Firavunun eşi “Onu öldürmeyelim, belki bize faydası olur, yahut onu evlat ediniriz de senin için de benim için de bir mutluluk vesile olur.” dedi. Onlar, ileride olacakların farkında değillerdi. 347

347 (49:9) Firavunun eşiyle ilgili bak. Tahîm Suresi 11.

10. Musa’nın annesi sabaha kadar bebeğinin üzüntüsünü yüreğinde hissetti. Eğer biz, onun gönlünü sakinleştirmeseydik, neredeyse her şeyi açığa vuracaktı.
11. Kızına dedi ki: “Kardeşini izle.” Böylece Musa’nın kız kardeş de uzaktan uzağa, onlara hissettirmeden, nehirdeki bebeği izledi.
12. Ve Biz bebeğin, başka çocuk emziren kadınlarca bakılmasına izin vermedik. Bunun üzerine Musa’nın kız kardeşi dedi ki: “Ben sizin için ona bakacak ve onu iyi yetiştirecek bir aile bulayım mı? 348

348 (49:12) Bak. Tâ-Hâ Suresi 40.

13. Böylece onu annesine tekrar kavuşturduk ki, annesi mutlu olsun, üzülmesin ve bilsin ki, Allah’ın kendisine verdiği bilgiler gerçektir. Fakat onların çoğu bilmiyor.
14. Ve Musa, yetişkinlik çağına gelip, olgunlaşınca, biz ona, yasaları ve bilimi verdik. Ve biz, doğru düşünüp güzel davrananları işte böyle ödüllendiririz. 349

349 (49:14) Bak. Şuarâ Suresi 18-22.

MUSA’NIN GENÇLİK ÖYKÜSÜ
15. Şehir halkı daha uykudayken, Musa şehre girdi, orada kavga eden iki adamla karşılaştı. Bunlardan biri kendi soydaşı, ötekisi de Mısırlı kıptîlerden idi. Kendi soydaşı olan, düşmanına karşı Musa’dan yardım istedi; bunun üzerine Musa ona yumruğuyla vurdu ve ölümüne sebep oldu. Sonra Musa: “Eyvah! Bu yaptığım şeytanın / nefsinin işindendir; halbuki o, apaçık bir düşmandır.” dedi. 350

350 (49:15) “Soydaşı” diye anlamlandırdığım, “şî’âtihi” kelimesinin başka bir kullanışı için bak. Saffât Suresi 83; En’âm Suresi 159.

16. Musa, “Rabbim! Kuşkusuz, ben nefsime uymakla kendime yazık ettim, beni bağışla “ diye yakardı, O da onu bağışladı. Kuşkusuz, Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
17. Musa: “Rabbim! Bana, iyilik olarak yaptığın şey nedeniyle yemin olsun ki, bir daha suçlulara arka çıkmayacağım, dedi.
18. Musa o gece korku içinde, etrafı kollayarak şehrin tenha yerlerinde sabahladı. Bu arada bir de ne görsün, dün kendisinden yardım istemiş olan adam, feryat ederek yine Musa’dan yardım istiyordu. Musa ona, “Açık-seçik anlaşıldı ki, sen, kesinlikle azgın bir haydutsun.” dedi.
19. İkisinin de düşmanı olan o kişinin üzerine yürüyünce o dedi ki: “Ey Musa! Daha dün bir cana kıydığın gibi, şimdi de benim canıma mı kıymak istiyorsun? demek ki, sen, arabulucu değil, buralarda bir zorba olmak istiyorsun.” 351

351 (49:18-19) 15-19. ayetlerde anlatılan olay, Kitab-ı Mukaddes, Çıkış, 11/11-14’te anlatır. Ancak orada anlatılan farklı, İşte İsrailoğullarının kendi aralarındaki bu görüş ayrılığını, Kur’an, dosdoğru anlatarak düzeltiyor. Bak. Neml Suresi 76. “Kur’an İsrailoğullarının aralarındaki anlaşmazlığı düzeltir.”

20. Bu arada, şehrin uzakça bir yerinden koşarak, nefes nefese bir adam geldi ve “Ey Musa! Kentin ileri gelenleri toplandı; aralarında tartışıyorlar. Seni öldürecekler. Hemen şehri terk et. Ben senin iyiliğin için, sana durumu haber vermekteyim,” dedi. 352

352 (49:20) Bak. Yâ-Sîn Suresi 20.

21. Bu uyarıdan sonra Musa, korku içinde, etrafı gözetleyerek şehri terk etti ve “Rabbim! Beni şu zalim toplumdan koru,” diye dua etti.
22. Böylece Medyen tarafına doğru yöneldi ve “Umarım Rabbim bana, yolun doğrusunu gösterecektir” diye kendi kendine mırıldandı.

MUSA’NIN EVLİLİĞİ
23. Musa, Medyen’e girişinde hayvanlarını sulamakta olan bir grup insanla karşılaştı. Onların en gerisinde de hayvanlarını tutmakta Zorlanan iki bayan vardı. Musa onlara, “Niçin böyle geride duruyorsunuz?” dedi. Bayanlar, “Çobanlar hayvanlarını sulayıp çekilmeden biz hayvanlarımızı sulayamayız; babamız da çok yaşlı bir adamdır, dediler.

24. Bunun üzerine Musa, bayanlara yardımcı oldu. Hayvanlarını alıp sulayıverdi. Sonra da bir gölgeye oturdu ve “Rabbim, acıktım, ne yapacağımı bilmiyorum. Senin bana vesile kılacağın her nimete muhtaç bir garibim,” diye Allah’a içten yakardı.

25. Çok geçmeden yardımcı olduğu iki bayandan birisi, utana utana Musa’ya doğru geldi ve “Babam, bize yardımcı olup, hayvanlarımızı sulamanın karşılığını ödemek için seni eve davet ediyor” dedi. Musa eve gelip başından geçenleri ihtiyar adama anlatınca, ihtiyar adam; “Korkma! Artık, o zalim topluluktan kurtulmuş bulunuyorsun,” dedi.
26. Bayanlardan biri, “Babacığım, onu çoban tut. O, senin ücretle tuttuklarının en iyisidir. Hem güçlü hem de güvenilir biri,” dedi.
27. İhtiyar adam, Musa’ya dedi ki, “Seni sekiz yıllığına çoban tutmak istiyorum; dilersen süreyi on yıla tamamlayabilirsin. Bu arada, şu kızlarımdan birini de sana nikahlayabilirim. Senin bu durumundan yararlanıp da sana baskı kurmak gibi bir niyetim yok. İnşallah benden hoşnut kalırsın.”
28. Musa da, “Bu konuştuklarımız aramızda bir sözleşme olsun. Demek ki, ben, sekiz ya da on, hangi süreyi yerine getirirsem getireyim, bana karşı bir kırgınlık olmayacak. Konuştuklarımıza Allah vekildir,” dedi.
MUSA’NIN PEYGAMBER OLUŞU
29. Nihayet, Musa, sözleştikleri süreyi tamamlayıp, ailesiyle birlikte Medyen’den ayrıldı. Yolda giderken dağ yamacında gözüne bir ateş ışığı göründü. Ailesine, “Benim gözüme bir ateş ışığı ilişti. Siz burada bekleyin; ben gidip oradan bir haber veya bir ateş közü getireyim de onunla ısınalım,” dedi.
30. Böylece Musa oraya, mübarek vadinin sağ kıyısındaki ağacın yanına
varır-varmaz seslenildi: “Ey Musa! Ben âlemlerin Rabbi olan Allah’ım.”
31. “Asanı bırak! / sana ait düşüncelerini, birikimini kafandan çıkar at.” Böylece o bildiklerinin kendisini ne hallere sürüklediğini anladı ve hiç geçmişine bakmadan yeni anlayışına döndü ve yerinde duramaz bir enerjiyle canlandı, heyecanlandı. Denildi ki: “Ya Musa! Beri gel, korkma, heyecanlanma. Muhakkak ki, sen emin ellerdesin.”
32. “Şimdi, senin elin daha da güçlendi; düşüncen, lekesiz, süt beyaz oldu; sâkin ol. Bu durum, Rabbinden sana sunulmuş iki kanıttır. Böylece Rabbinin bu kanıtlarıyla firavun ve adamlarına git. Doğrusu onlar bozguncu bir topluluk haline geldiler,” denildi. 353

353 (49:32) Bak. Tâ-Hâ Suresi 17-24; Neml Suresi 10, 12.

33. Dedi ki: “Rabbim! Ben onlardan birini öldürdüm; Bu yüzden onların beni öldürmelerinden korkarım.”
34. “Rabbim! Kardeşim Harun’u da benimle gönder. Onun konuşması benden daha açıklayıcıdır. Böylece beni destekler, beni doğrular. Çünkü onların beni yalancılıkla suçlamalarından korkarım.”
35. Allah buyurdu: “Seni kardeşinle destekleyip güçlendirdik ve size kanıtlarımızı oluşturduk. Böylece siz kanıtlarımız üzere olduğunuz müddetçe, onlar sizi asla alt edemezler ve kim sizinle birlikte gerçeklere uyarsa o başarılı olur.” 354

354 (49:35) Bak. Tâ-Hâ Suresi 25-36; Meryem Suresi 53; Allah, Musa’ya verdiği desteği tüm elçilerine ve inananlara da verdiğini bildirir. Bak. Mücadele Suresi 21; Ahzab Suresi 69; Mâide Suresi 67; Mü’min Suresi 51; Sâffât Suresi 171-173. ayetleri inceleyiniz.

YILLAR SONRA MUSA, ELÇİ OLARAK FİRAVUNUN KARŞISINDA
36. Böylece Musa, apaçık ayetlerimizle, firavun ve adamlarına geldiğinde; “Bu ancak, uydurulmuş bir aldatmacadan başka bir şey değildir. Biz önceki atalarımızdan hiç böyle bir şey duymadık,” dediler. 355
355 (49:36) Çağlar boyu, ortak koşucuların ortak özelliği, “atalar uygulamasını kanıt göstermeleridir. Bu, çağımızda; “Bin dört yüz yıldan beri uygulama böyle, şimdiye kadar hiç kimse görmemiş, bilmemiş de siz mi biliyorsunuz?” şeklinde dillendirilmektedir.

37. Musa dedi ki: “İlmin kaynağı Rabbimdir. O’na ait olan gerçeklerin gösterildiği yola kim gelirse ve kim O’nu anlayan olursa, sonunda onun güzel bir yurdu olur. Muhakkak ki, ortak koşanlar kurtuluşu bulamazlar.”

38. Firavun büyüklenmiş bir tavırla: “Ey ileri gelenler! Ben sizler için, benden başka bir ilah bilmiyorum. Ey Haman! Haydi benim için, tuğla imal et ve onunla yüksek bir kule yap: belki Musa’nın Rabbine ulaşabilirim; ama ben, Musa’nın, kesinlikle yalancılardan olduğuna inanıyorum” diye alay etti. 357

356 (49:38) Bak. Zuhruf Suresi 51-53; A’raf Suresi 127.
357 (49:38) Bak. Mü’min Suresi 36, 37.

39. Firavun ve onun askerleri, ülkede haksız yere, büyüklük tasladılar ve sanki onlar bize hiç döndürülmeyeceklerini sandılar.

40. Böylece o ve onun askerleri bizi inkârları nedeniyle, denizde boğulup gittiler. Artık büyüklük taslayanların sonu nasıl oldu, bakıp da görün.

41. Biz onlara gerçekleri sunduk. Fakat onlar ateşe davet eden önderlerine uydular. Onlar diriliş gününde yardım göremeyecekler.
42. Onlara, Bize tabi olmalarını bildirdik. Ama onlar bu dünyada bizi anlamayıp rahmetten uzak kaldılar. Kıyamet günü de onlar uzaklaştırılmışlar arasındadırlar.
43. Andolsun, Biz Musa’ya sonradan Kitabı verdik ki, insanlar bilinçlensinler, gerçeklere yol bulsunlar, rahmet bulsunlar ve önceki nesiller gibi bizi anlamayıp helâk olmasınlar, diye.
ALLAH ELÇİYE BİLDİRMESE ELÇİ NEREDEN BİLECEK?
MUHAMMED PEYGAMBER TÜM İNSANLARA ELÇİDİR
44. Sana aktardığımız bu bilgileri, Biz Musa’ya vahyettiğimizde, sen onun yanında değildin, olayın görgü tanığı da değildin. 358

358 (49:44) Elçiler, Allah’ın bildirdiklerini bildirirler. Elçilerin doğal yaşantısı ve kişisel sözleri bir Kur’an buyruğu değildir. Hz. Peygamber’in Kur’an dışı sözlerine vahiy diyenleri bu ve benzeri Kur’an ayetleri yalanlıyor. Biz birçok nesiller meydana getirdik. Sen o zaman Medyen halkı içinde oturmuyordun ki, Musa’ya vahyettiğimiz ayetlerimizi onlardan dinleyip, öğrenesin. Fakat elçilik verdik de, geçmişte olan bu olayları Biz sana vahiy ile aktarıyoruz
45. Halbuki sana gelinceye kadar çok uzun zaman geçti ve bu arada
46. Hem Biz Musa’ya seslendiğimizde, sen Tûr’un yamacında da değildin. Ama ona vahyettiklerimizi Rabbinden bir rahmet onda da dana bildiriyoruz, ki, senden önce kendileri bunlarla uyarılmış fakat, duyarsız kalmış, sapmış, bir toplumu / toplumları senin uyarman için. Umulur ki, onlar düşünürler de, Kur’an ile yanlışlarını düzeltirler.
47. Kendi elleriyle yaptıkları yanlışlar nedeniyle başlarına bir felaket gelenler derler ki: “Rabbimiz! Keşke bize gönderdiğin elçilerin anlattıklarına duyarsız kalmasaydık, onları saptırmasaydık ve müminlerden olsaydık.’ 359

359 (49:46-47) 46. Ayet, meallerde “senden önce kendilerine uyarıcı / peygamber gelmeyen bir kavmi uyarman için…” diye geçmektedir. Kur’an bütünlüğü içinde biliyoruz ki, “elçi, uyarıcı gönderilmemiş bir toplum yoktur.” Ve yine biliyoruz ki, “elçi, uyarıcı gönderilmemiş bir toplumu Allah yok etmez, sorgulamaz.” (Aşağıdaki 59. ayeti oku) En’âm Suresi 155-157; Nisâ Suresi 165; İsrâ Suresi 15; Tâ-Hâ Suresi 133, 134; Âl’i İmrân Suresi 44; Yusuf Suresi 102, 103; Hûd Suresi 49. ayetleri inceleyiniz. Yâ-Sîn Suresi 6. ayeti, meallerde aynı hata yapılarak çevrilmektedir. Bak. Ya-Sîn Suresi 6.

48. Ama şimdi onlara tarafımızdan Kur’an gelince, sırf karşı olmak için, “Musa’ya verilenlerin benzeri, ona da / Muhammed’e de verilseydi ya!” dediler. İyi de, onlar Musa’nın sunduğu gerçekleri reddetmediler mi? “Birbirlerini tamamlayan iki aldatıcıdır, biz hepsini reddediyoruz,” demediler mi?
49. De ki: “Eğer doğru söyleyenlerdeniz diyorsanız, haydi, Allah’a ait olan bir kitap getirin ve getirdiğiniz o kitap, onlar gibi / Musa’ya ve Muhammed’e verilen kitaplar gibi, doğru yola ulaştırsın, ona tabi olalım.360

360 (49:49) Bak. Yunus Suresi 15, 38; Bakara Suresi 23.

50. Eğer bundan sonra senin tebliğ ettiğin gerçekleri kabul etmezlerse, artık bil ki, onlar sadece kendi ürettikleri söylentilere tabi olurlar. Kim Allah’ın gösterdiği yolu bırakıp, kendi anlayışlarına tabi olursa, ondan daha sapkın kim olabilir? Muhakkak ki, ortak koşan kimseler Allah’a yol bulamazlar.

51. Gerçek şu ki biz, dosdoğru olan sözleri onlara ardı ardına ulaştırdık. Umulur ki onlar gerçekleri anlamak için düşünürler.

52. Ki, düşünen kimseler, Kur’an’dan önce kendilerine verdiğimiz o Kitabın, Kur’anın anlattığı bilgiler olduğunu bilseler ona da inanırlar.

53. O zaman onlara gerçek anlatıldığında; “Ona inandık, muhakkak ki o Rabbimizin gerçekleridir, kuşkusuz biz de öncekiler gibi Müslümanlarız,” derler. 361

361 (49:52-53) “Müslimin” ile ilgili olarak; Yunus Suresi 71, 72, 84, 90- 92; Neml Suresi 44, 91, 92; Bakara Suresi 128, 131-133; Âl’i İmrân Suresi 67; Zâriyât Suresi 36; Yusuf Suresi 101; Mâide Suresi 44, 111. Ayrıca, Kitap ehlinden Kur’an’a inanacaklarla ilgili, Âl’i İmrân Suresi 199; İsrâ Suresi 107-109; Mâide Suresi 82, 83; Ahkâf Suresi 10; En’âm Suresi 114; ayetlerini inceleyiniz.

54. İşte onlara, kendilerine karşı yapılacak olumsuzluklara göğüs germelerinden dolayı, ödülleri iki kat verilir ve onlar, kötülüğü güzellikle; nezaketle önlerler, kendilerine rızık olarak verdiklerimizden toplum yararına harcama yaparlar.
55. Onlar, kendi aleyhlerine söylenen sözlere hiç aldırış etmezler ve “Bizim işimiz bize, sizin işiniz size; size esenlikler dileriz; biz, cahillerle uğraşmak istemeyiz,” derler. 362

362 (49:55) Bak. Furkan Suresi 72, 63; Ra’d Suresi 21-24; Fussilet Suresi 34-36.

PEYGAMBERLER HİDAYETE ULAŞTIRAMAZ
56. Doğrusu sen sevdiğin kimseyi hidayete; doğru yola ulaştıramazsın. Fakat, isteyen kimseye Allah hidayet verir; doğruya ulaştırır ve O, doğru yolu hak edenleri en iyi bilendir.
57. Dediler ki: “Eğer seninle beraber olup gösterdiğin yola uyarsak, yurdumuzdan kovuluruz.” Biz onlara emin ve korunur bir yeri mekan kılmadık mı? Ki katımızdan bir rızık olarak her şeyin ürünleri orada toplanıyor. Fakat onların çoğu gerçekleri bilmiyorlar.
58. Bununla beraber, kazançlarının çokluğuyla şımarmış nice kent halkı bizi anlamadılar. Helak olup gittiler, böylece onların kaldıkları yerlerde, onlardan sonra gelenlerden çok azı hariç, oturtulmadı. Mirasçıları biz olduk; kazandıklarının hepsi bize kaldı.

59. Memleketlerin ana noktalarına, ayetlerimizi anlatan bir elçi göndermedikçe, senin Rabbin hiçbir memleket halkını helâk etmez. Biz memleket halklarını helâk edici değiliz; Ancak ortak koşarak kendilerine zarar veren kent halkları kendilerini helak ederler. 363

363 (49:59) Bak. Hûd Suresi 17, 117; Nahl Suresi 112, 113; En’âm Suresi 19, 130-132; Şûrâ Suresi 7; A’râf Suresi 157; İsrâ Suresi 58.

60. Unutmayın! Size herhangi bir şeyden verilmişse, sırf dünya yaşamının geçici yararı ve cazibesidir. Hayırlı ve kalıcı olan Allah’ın yanındadır. Öyleyse hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız? 364

364 (49:60) Bak. Ra’d Suresi 26; Âl’i İmrân Suresi 14,15; Nisa Suresi 77; Tevbe Suresi 38.

61. Şimdi, kendisine vadettiklerimizi güzel bir şekilde yerine getiren kimse, dünya hayatını yalnızca bir meta, bir çıkar sanan kimse gibi midir? Sonunda o kimse, kıyamet günü yaka-paça huzura getirilenlerden olacaktır.
62. O gün, ortak koşuculara seslenilir: Sizin, Benim ortaklarım olduğunu iddia ettiğiniz kimseler şimdi nerede?
63. Onlar sözün gerçek olduğunu anladıklarında şöyle derler: “Rabbimiz! İşte şunların sözlerine kandık. Onlar gerçeklerden saptığı gibi, biz de onların peşine düşüp gerçeklerden saptık. Şimdi sana sığınıyoruz. Biz onlara kulluk eden de değildik.”
64. Denilir ki: “Siz ortak koşanların davetine uydunuz. Öyle ki, onlar da gerçeklere davet edilmişlerdi. Fakat onlar da gerçeğe icabet etmediler, sıkıntılar çektiler. Eğer isteseydiniz, Muhakkak ki sizler, doğru yolu bulanlardan olurdunuz.
65. O gün onlara seslenilir: “Gerçekleri tebliğ eden elçilerden neden cevap aramadınız?”
66. Artık o gün, onların söyleyebilecekleri hiçbir söz kalmamıştır Birbirlerine de bir şey soramayacaklardır. 365

365 (49:66) 62 ve 66. ayetlerin arasında anlatılan ahiret sahneleri, Kur’an’ birçok suresinde değişik üslupla anlatılır. Bak. Sâffät Suresi 27-33; Såd Suresi 64, 84, 85; Zuhruf Suresi 67; Zümer Suresi 31; Meryem Suresi 81, 82; Ahkâf Suresi 5, 6; Bakara Suresi 166, 167; Kehf Suresi 52, 53; Secde Suresi 13.

67. Ama, kim ortak koştuğunu anlar, o durumlarından vazgeçerse ve kim iman eder, toplum yararına iyi ve güzel işler üretirse, iste onlar kurtuluşa ulaşırlar. 366

366 (49:67) Bak. Zümer Suresi 53; Nisa Suresi 17, 18; Mâide Suresi 39; En’âm Suresi 54; Meryem Suresi 60; Tâ-Hå Suresi 82: Furkan Suresi 70,71: Nûr Suresi 5, 31; Tahrîm Suresi 8; Bakara Suresi 160; Âl’i İmrân Suresi 89, A’raf Suresi 153; Nahl Suresi 119; Şûrâ Suresi 28.

68. Senin Rabbin, dilediği her şeyi yaratır ve seçer, onların ortak koştukları hiçbir şeyi seçemez, yaratamaz. Çünkü Allah, onların orta koştuklarından yücedir ve noksan sıfatlardan arınıktır.

69. Senin Rabbin, onlar içlerinde ne gizliyorlar ne açığa vuruyorsa bilir.
70. O, Allah’tır. O’ndan başka ilah yoktur. Sadece O vardır. Önce de, sonra da övgü O’nun içindir. Hüküm O’nundur ve dönülecek yer O’nadır.
ÖLDÜRÜCÜ SORULAR VE YANITLARI
71. De ki: “Hiç düşündünüz mü, Allah geceyi kıyamet gününe kadar sizin üzerinize devamlı kılsaydı, Allah’tan başka hangi ilah, size bir ışık, bir aydınlık getirebilir? Hâlâ gerçeği dinlemeyecek misiniz?”
72. De ki: “Hiç düşündünüz mü, Allah gündüzü kıyamet gününe kadar sizin üzerinize sürekli kılsaydı, Allah’tan başka hangi ilah, dinleneceğiniz geceyi size getirebilir? Hâlâ gerçeği görmeyecek misiniz?”
73. Rahmetinden O sizin için geceyi, içinde dinlenmeniz, gündüzü çalışıp lütfundan kazanmanız için düzenledi. Umulur ki, bunları size vereni idrak edip O’na teşekkür edersiniz.
74. O gün, ortak koşuculara seslenilir: “Sizin, Benim ortaklarım olduğunu iddia ettiğiniz kimseler şimdi nerede?”

75. Biz her zaman bütün milletleri gerçekleri idrak edebilecek bir şekilde ortaya çıkardık ve dedik ki: “Size sunduğumuz kanıtlarla gerçekleri anlayın, böylece gerçek olanın Allah’ın olduğunu bilenlerden olun, “Fakat uydurmuş oldukları söylentiler onları saptırdı. 367

367 (49:75) Bak. Nisâ Suresi 41; Nahl Suresi 89; Zümer Suresi 69.

KARUN
76. Karun Musa’nın halkındandı / İsrailoğullarındandı. Ama o çıkarı için halkına zulmetti. Biz ona öyle hazineler vermiştik ki, onun anahtarlarını güçlü-kuvvetli bir ekip zor taşırdı. Halkı ona: “Karun, Allah’ın verdikleriyle gururlanma, şımarma! Çünkü gururlananlarda, şımaranlarda Allah sevgisi yoktur,” dedi. 368

368 (49:76) Acaba günümüz Yahudileri, içlerindeki Karunlaşmış kimselere aynı uyarıları yapabilirler mi? Karun ile ilgili bak. Ankebût Suresi 39; Mü’min Suresi 23, 24.

77. “Allah’ın sana verdiği servetten öbür dünyanı da gözet. Dünyada sana verilen nasipleri unutma ve Allah’ın sana karşılıksız verdiği gibi, sen de insanlara karşılıksız ver. Ve yeryüzünde bozgunculuk isteme; bulunduğun yere ve halkına ihanet etme. Muhakkak ki, bozgunculuk yapanlarda Allah sevgisi olmaz.”
78. Karun dedi ki: “Ben bu serveti, kendi becerim ve bilgim ile kazandım.” Bu durumda olan Allah’ı bilebilir mi? Kendinden önce de bu zihniyette olan, ama ondan daha güçlü, taraftarca daha çok nice nesiller, gerçekleri bilemeden helâk olup gittiler. Her günahkâr kendi günahlarından sorumlu tutulacaktır.
79. Karun bir keresinde, ziynetlerini takınmış, gösterişli bir şekilde halkının arasına çıkmıştı. Halkından dünya hayatına tamah edenler, onu görünce, “Keşke Karun’a verilenlerin bir benzeri bize de verilseydi. Gerçekten o, çok büyük bir servete sahip,” dediler.
80. Bilgi düzeyi yüksek olanlar da, “Vah size! İnanıp toplum yararına iyi ve güzel işler üretenler için, Allah’ın ödülü daha iyidir. Ama, buna ancak Allah için güçlüklere göğüs gerenler ulaşabilir,” dediler.
81. Sonunda Karun, Bizi anlamamakta aşırı gidince, onu da görkemli sarayını da yerin dibine geçiriverdik. Artık Allah’a karşı kendisine yardım edecek adamları da yoktu; kendisini kurtarabilecek bir gücü de kalmamıştı.

82. Bu arada, daha dün ona imrenip yerinde olmak isteyen kimseler, sabahleyin gerçeği görünce: “Vay be! Meğer rızkı kullarından dileyen kimseye yayıp döşeyen, takdir eden Allah’mış, eğer Allah’ın dileyen kişi nimetlerini anlayan olmazsak, elbette bizi de onun gibi yerin dibine sokar. Vay be, demek ki, gerçekleri görmezlikten gelip örtbas edenler kurtuluşa eremezmiş.” demeye başladılar.
83. İşte sonunda kurtuluş yurduna ulaşanlar şunlardır: Yeryüzünde üstünlük taslamayanlar, ara bozuculuk yapmayanlar ve son anlarına kadar kötülüklerden sakınıp Allah’a ortak koşmayanlar.
84. Kim iyilikler, güzellikler getirirse, onun için onda hayır vardır; kim de kötülükler getirirse, işte o kimseler, yapmış oldukları kötü amellerinden dolayı bir karşılık bulamazlar,
85. Muhakkak ki, Kur’an’daki gerçekleri okuyup, anlamayı sana farz kıldık. Ebette o gerçekler senin dönülecek yere döneceğini haber vermektedir. De ki: “Benim Rabbim ilmin sahibidir, gerçekleri arayan kimselere de ve apaçık dalalet içinde olan o kimselere de, doğru yolu gösterendir.”
86. Sen umutsuz olma. Sana kitaptan gerçeklerin ulaşması ancak Rabbinin bir rahmetidir. Öyle ise, gerçekleri görmezlikten gelip örtenler gibi, sakın gösteriş içinde olma. 369
369 (49:85-86) 85. Ayet Muhammed Peygamber’in Hicret’ten sonra tekrar Mekke’ye geri döneceğini işaret ediyor. Nitekim, Mekke’nin fethi ile bu buyruk gerçekleşiyor. Bak. Yunus Suresi 15, 16; Ankebût Suresi 48; Şûrâ Suresi 52; Kâf Suresi 1, 2; Sâd Suresi 67-70; Yusuf Suresi 3.

87. Sana gerçekler sunulduktan sonra, sakın seni Allah’ın ayetlerini tebliğ etmekten alıkoymasınlar. Sen Rabbine davet et. Sakın ortak koşanlardan olma.
88. Allah ile beraber başka bir ilaha / başka bir efendiye yönelme. İlah; efendi yok. sadece O vardır. Bütün her şey yok olacak, sadece O’nun Zat’ı kalacaktır. Yargı tümüyle O’na aittir ve herkes O’na döndürülecek. 370
370 (49:88) Bak. İbrahim Suresi 48.