İSRA (Gece Yürüyüşü) SURESİ

İniş Sırası: 50

İSRA (Gece Yürüyüşü) SURESİ

Sure No: 17

Bismillahirrahmanirrahim

Esirgeyen, Bağışlayan Allah’ın Adıyla…

1. Tüm noksanlıklardan arınmış olan Allah, ayetlerimizden göstermek için, bir gece, Mescid’i Haram’ın, etrafını verimli kıldığımız en uzak kenarındaki mescide, kulu Muhammed’i yürüttü. (… orada Allah, kuluna vahyedeceğini vahyetti… Necm Suresi, 10) Muhakkak ki Allah, en iyi işiten ve en iyi görendir. 371

371 (50:1) Bu ayette geçen “Mescid-i Aksa”, “en uzak mescid” anlamındadır. Kudüs şehrinde bulunan ve aynı ismi taşıyan mescid ile uzaktan yakından ilgisi yoktur. “Aksa” kelimesinin anlamı ile ilgili, bak. Ya-Sîn Suresi 20; Kasan Suresi 20.

Kur’an ayetindeki “Mescid-i Aksa” ismi üzerinden rivayetler üretilerek, kitaplara Kudüs’teki Mescid-i Aksa şeklinde yazılması sağlanmıştır. Kur’an tefsir ve çevirmenleri de Kur’an ayetini bu rivayetlere göre anlamlandırmışlar ve bu yanlışı yüzyıllarca adeta dayatmışlardır. Halbuki, Kur’an’ın indiği çağda Kudüs’teki tapınağın adı “Mescid-i Aksa” değil, Süleyman Peygamber’in yaptırdığı, Yahudilerin “İlya Tapınağı”, Arapların “Beytül Makdis” dedikleri ve bizim Süleyman Mescidi dediğimiz tapınaktı. Değişik olaylar ve savaşlar nedeniyle bu tapınak yerle bir edilmiştir. Bu tapınağın günümüzde sadece bir duvarı ayakta kalabilmiştir, bu da Yahudilerin ağlayarak yüz sürerek, tapınmalarından dolayı “Ağlama Duvarı” denilen duvardır.

Ancak daha sonraları bu tapınağın yanına iki mescit daha inşa edilmiştir. Bunlardan biri, 527-565 yılları arasında hükümdar olan Bizans kralı tarafından yapılan tapınaktır. Bu mabet, Hz. Ömer zamanında Müslümanlar 639 yılında Kudüs’ü aldıklarında camiye çevrilmiş ve “Ömer Mescidi” adını almıştır. İkinci mescit ise, Emevi kralı Abdül Melik bin Mervan tarafından şeytanî bir kurnazlıkla yaptırılan mescittir. Mervan, bu mescide “Kubbetü-s-Sahra” Ömer Mescidi’ne de “Mescid-i Aksa” adını vermiştir. Sene 691, yani Kur’an ayetinin geldiği seneden en az yarım asır sonra. Mervan’ın şeytanî bir kurnazlıkla koyduğu bu isim rivayetlerle şöhret bulunca, geriye, Kur’an’daki İsrâ Suresi’nin birinci ayetinde geçen “Mescid-i Aksa”nın bu mescit olduğunu kitaplara yazdırmak kalmıştır.

Bu da inananlar üzerinde devlet terörünün estirildiği o yıllarda pek de zor olmadı. Ne yazık ki, tarihsel gerçekler apaçık ortada iken tüm tefsirciler ve >>>> mütercimler bu yanlışı sürdürmüşler ve Müslümanları da öyle inandırmışlardır. Bugün böyle olmadığını söylemek, hatta düşünmek bile olanaksız hale gelmiştir. Durum böyle olunca da arkasından yığınla rivayet ve yalan ortaya atılmıştır. En meşhurları Miraç olayıdır. Miraç olayı ile ilgili çelişkili, birbirini tutmaz, yığınla rivayet üretilerek, nerede ise, Kur’an ayetinin demek istediği anlaşılmaz hale getirilmiştir. Miraç olayı ve bu olayla namazın Hz. Musa’nın Hz. Muhammed’e ısrarlı telkinleri sonucu, “beş vakte” indirildiği gibi, Kur’an’a aykırı rivayetler üretilmiştir.

Yüce Allah, kulu Muhammed’i göklere çıkarmak için, ne diye Kudüs’teki mescide uğratma gereği duysun ki? Hem, Allah gökte midir ki Peygamber’i göklere davet ediyor? Allah her zaman herkesin ve Muhammed Peygamber’in yanındadır ve O, şah damarımızdan yakındır. Özetle, Kur’an ayetinde geçen “Mescid-i Aksa” Mervan’ın ismini verdiği Kudüs şehrindeki mescit değildir, Mekke şehrinde Mescid’i Haram’ın en uzak kenarında bir yerdir. Mübarek kılınan yerin Mekke olduğu Âl’i İmrân Suresi 96. ayetle açıklanmış, Mekke şehrinin dışındaki yere (Mescid’i Aksa’ya) kadar Peygamberimizin yürütülmesinin geceleyin olduğu, hem ayetteki “Leylen” (gece), hem de gece yürüyüşü anlamına gelen “İsra” kelimesi ile vurgulanmıştır. Bu gecenin kutlu bir gece olduğu Duhân Suresi 1-3. ayetlerde ve Kadr Suresi’nde açıklanmaktadır. Bakara Suresi’nin 185. ayeti ile de aşırı sıcak (Ramazan) bir gece olduğu belirtilmiştir. Mescid-i Aksa’ ya, yani Mescid-i Haram’ın en uzak kenarındaki son Sidre Ağacı’nın yanında, “cennetü’l me’va”ya, (ağaçlarla kaplı, bahçeye) nasıl yürütüp vahyini bildirdiğini de Necm Suresi 1-18. ayetlerde açık olarak anlatmaktadır.

En üstün otoritenin sahibi Yüce Allah, buraya kullardan bir kul olarak çağırdığı Abdullah oğlu Muhammed’e nebîlik ve elçilik görevini vermiştir. Hz. Muhammed’e de nebîlik ve elçilik görevinin verilmesi de Musa’nınkinin tıpkı sının aynısıdır. Nitekim, 2. ayet bu gerçeği anımsatıyor. Ayrıca bak. Hz. Musa ile ilgili; Kasas Suresi 29-35; Tâ-Hâ Suresi; 14-17.

2. Biz Musa’ya da kitap verdik ve o kitapta. Benden başka vekil edinmeyin, diyerek İsrailoğullarına yol gösterdik. 372

372 (50:2) Bak. Kasas Suresi 29-35; Ta-Ha Suresi 14-17; Neml Suresi 7-10.

3. Nûh ile beraber olan kimselerin nesli. Bizim gerçeklerimizi taşıdılar, devam ettirdiler. Gerçekten. Nûh kendisine verilen nimetlerin sahibini bilip teşekkür eden bir kuldu.

4. Biz İsrailoğullarına, Kitabın içindekilerle hareket edin, yeryüzünde ikilik çıkartmaktan, kargaşa yaratmaktan kaçının ve kendinizi bir yücelik içinde görüp büyüklük taslamaktan uzak durun diye bildirmiştik.

5. Böylece ikilikten birlik vaadine, anlayışına geldiğiniz zaman, elbette Bizim sizleri bir kul olarak ortaya çıkardığımızı, böylece kuvvetin sahibinin Biz olduğumuzu anlarsınız. Artık bundan sonra yerlerinizde-yurtlarınızda gerçekleri arayıp-araştırmanız sizler yerine getirilmesi gereken bir vaattir.

6. Sonra da size verdiklerimizi tekrar tekrar anlamaya çalışın. Bizse mallar ve oğullar verdik ve sizi sayıca da çok kıldık.

7. Eğer güzel davranırsanız, kendiniz için davranmış olursunuz; yok kötü davranır gururlanırsanız, kendinize etmiş olursunuz. Artık yönünüzün kötülüklerden arınması için, sonuna kadar vaadinizi yerine getirin. Mısır’dan ilk gelişiniz gibi mescide / teslim olunan o yere dahil olun. Kendinize yazık etmemek için, büyüklük taslayıp kendinizi mahvetmeyin

8. Umulur ki, Rabbiniz size merhamet eder; siz dönerseniz, biz de döneriz. Gerçekleri görmezlikten gelip örtenler için biz, cehennemi sıkıntıları bir çile aracı kıldık.

9. Muhakkak ki, bu Kur’an en sağlam kanıtlarıyla doğruya ulaştırır, iyi ve güzel işler üreten mü’minlere yaptıklarının karşılığını müjdeler. Muhakkak ki, onlar için büyük bir ödül vardır.

10. Kuşkusuz, iman etmeyen kimselere de, onlar için sonunda acı verici bir azap vardır.

11. İnsan hayır olana, iyi olana çağırdığı gibi, şer olana, kötü olana da çağırır ve insan yapısı çift kişiliklidir. 373

373 (50:10-11) Bak. Enfâl Suresi 32; Yâ-Sîn Suresi 48; Ankebût Suresi 53 54; Ahkâf Suresi 24, 25; Ra’d Suresi 6.

12. Biz karanlığı ve aydınlığı ikiliğe gösterge kıldık. Cehaletin karanlığında olan kişilik sahibi, ayetlerimizi; göstergelerimizi görmez, bizi anlamaz. Akıl ve bilimle aydınlanmış kişilik sahibi ise, ayetlerimizi;

göstergelerimizi görür, her şeyi bizim yaptığımızı bilir. Rabbinizin ayetleri, işaretleri gerçekleri anlamanız için bir göstergedir. Kaç yıl yaşarsanız yaşayın gerçekleri bilin ve araştırma içinde olun. Biz bütün her şeyi en ince ayrıntısına kadar Kur’an’da açıkladık. 374

374 (50:12) Yunus Suresi 21, 67; Nebe Suresi 10, 11; Kasas Suresi 71; Fur 12) Yunus Suresi 21,67mer Suresi 5; Ya-Sin Suresi 37, 38 Bakara Suresi 164,189; En’âm Suresi 38, 96. ayetleri inceleyiniz.

13-14. Biz bütün insanlara kendilerini sorumlu tuttuğumuz Kur’an’a yönelmelerini ve ilmen yükselmelerini elzem, gerekli kıldık. Kıyamet gününde onların yaptıklarını çıkaracağız, yayımlanmış bir kitap olarak önlerine koyacağız ve “Oku kitabını! Bugün, hesap görücü olarak, sen kendi hesabını kendin görmeye yetersin,” diyeceğiz. 375

375 (50:13-14) Bak. Zilzâl Suresi 7, 8; İnfitâr Suresi 10,14; Tür Suresi 16: Kâf Suresi 17, 18; Nisâ Suresi 123; Kehf Suresi 49.

15. Kim doğru yolu bulursa, böylece kendisi için bulmuş olur Kim de gerçekleri bırakır saparsa, böylece kendi aleyhine sapmış olur. Başkasının günahını bir başkası çekmez. Biz bir elçi göndermedikçe azap edici de değiliz. 376

376 (50:15) Başkasının suçunu yüklenmek ile ilgili bak. Necm Suresi 38- 40; En âm Suresi 164-165; Fâtır Suresi 18; Zümer Suresi 7; Nahl Suresi 25; ayrıca, elçi göndermekle ilgili, Kasas Suresi 59; Şuarâ Suresi 208, 209; A’raf Suresi 172, 173; En’âm Suresi 155-157; Mâide Suresi 19; Ra’d Suresi 11: Zümer Suresi 55-58. ayetleri inceleyiniz.

ÜLKELER NASIL YOK OLUR?

16. Yok olma noktasına gelmiş bir ülkede, oranın şımarmış sorumluları iş başında olur. Biz oradakilere buyruklarımızı, uyarıcılar vasıtasıyla bildiririz. Buna rağmen onlar buyruklarımızı dikkate almazlar, kargaşayı, haksızlığı, şımarıklığı sürdürürlerse, Böylece o memleket aleyhine söz hak olur! Artık biz de orada sözümüzü yerine getiririz.

17. Nitekim Nûh’tan sonraki yıllarda, bizim buyruklarımızı dikkate almayan toplumlardan niceleri, kendilerine yazık ettiler, yıkıma uğradılar. Rabbinin kullarına yanlışlarını göstermesi, haber vermesi yeterlidir.

18. Kim buyruklarımızı anlamayı acele istemiş olursa, biz onun için aceleciyiz, elbette biz ona istediğinden dilediği şeyi veririz. Ama, bizim kendisi için sunduklarımızı dikkate almazsa, o cehaletin cehennemini oluşturur; rezillik ve dışlanmış bir halde kalır. 377

377 (50:18) Bak. Al’i İmrân Suresi 91; Zümer Suresi 47, 65-66; En’âm Suresi 88; Hûd Suresi 16; Mâide Suresi 36, 53; A’raf Suresi 147; Tevbe Suresi 18. 69; Muhammed Suresi 8, 9, 32; Ra’d Suresi 18; Kehf Suresi 105; Enbiya Suresi 47.

19. Kim gerçekleri çalışarak bir çabayla ararsa sonunda, o çabasının sonucuna ulaşır ve o mü’minlerden olur. İste onlar çabalarının karşılığını alanlardandır.

20. Biz bu yolda çaba harcayanların hepsine, Rabbinin lütufların dan olarak onların anlayışlarını artırırız. Senin Rabbinin lütuflularından bir kısıtlama yoktur.

21. Bakın, Biz kimini kiminin üzerine / çaba sarf edeni, çalışmayan üzerine, nasıl fazlalıklı kılmışız; elbette sonunda dereceler ve üstünlük bakımından bu fazlalık çok daha büyüktür. 378

378 (50:21) Bak. En’âm Suresi 165; Zuhruf Suresi 32; Nahl Suresi 71; Ahi- rette derece bakımından bak. Furkân Suresi 24.

İYİ DAVRANIŞLAR, KÖTÜ DAVRANIŞLAR VE NEDENLERİ

22. Allah ile beraber başka ilah, başka efendi, edinmeyin! Sonra perişan bir halde, gerçeklerden uzaklaşma durumunda kalırsınız.

23-24. Senin Rabbin / seni koruyup-kollayan, öğretip-eğiten, şunları zorunlu kıldı: Kendisinden başkasına kul olmayın; anaya, babaya iyilikle davranın, eğer onlardan biri ya da her ikisi, yanınızda iken yaşlı duruma gelirlerse, onlara “öf” demeyin ve onları azarlamayın, her ikisine de hoşlanacakları güzel bir söz söyleyin; onlara hoşgörüyle kucak açın ve; “Rabbim! Senin yardımınla onlar beni küçüklüğümde nasıl koruyup, kolladılarsa, şimdi de benim onları koruyup, kollamama yardım et ve onlara merhametini esirgeme,” diye dua edin. 379

379 (50:23-24) Bak. En’âm Suresi 151-153; Lokman Suresi 14.

25. Rabbiniz, sizin içinizdeki niyetinizi çok iyi bilir. Eğer siz iyilerden iseniz, hiç kuşkusuz Allah, tövbe edenler için, bağışlayıcıdır.

26. Yakınlara, çaresizlik içinde olanlara ve yolda kalmışlara haklarını verin ve sakın saçıp savurmayın.

27. Muhakkak ki o saçıp savuranlar, şeytanî hallere kardeş olurlar. Şeytanî hallerde olan ise, Rabbinin gerçeklerini görmezlikten gelip örter, 380

380 (50:26-27) Bak. Meâric Suresi 24, 25; Zâriyât Suresi 19; Bakara Suresi 177; Tevbe Suresi 60.

28. Rabbinin rahmetini ummak arzusuyla eğer onlara yardım edecek durumda değilsen yine de onlar için hoş bir söz söyle 381

381 (50:28) Bak. Bakara Suresi 263; Nisâ Suresi 86.

29. Cimrilik yapma, israf da etme; yoksa kaybedince pişman olur ara yerde kalırsın. 382

382 (50:29) Bak. Furkan Suresi 67.

30. Kuşkusuz senin Rabbin / koruyup-kollayanın, çalışıp isteyen kimse için rızkı yayandır, takdir edendir. Muhakkak O, kullarından haberdardır, onları görendir. 383

383 (50:30) Bak. Şûrâ Suresi 27; Fecr Suresi 16-20.

31. Yoksulluk endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. Sizin de onların da rızkını biz veriyoruz. Bu nedenle, onları öldürmek çok büyük bir suçtur. 384

384 (50:31) Bak. Nahl Suresi 58, 59; Tekvîr Suresi 8, 9; En’âm Suresi 151. 136, 137.

32. Zinaya yaklaşmayın! Doğrusu o haddi aşmaktır ve davranış olarak da çok kötüdür. 385

385 (50:32) Bak. Nur Suresi 2,3; Furkân Suresi 68-71; Nisa Suresi 16. Ayrıca bak. Kitab’ı Mukaddes, Tesniye / 22:13-19 ve 22-24; Yuhanna İncili 8/1-11

33. Cana kıymayın, ki Allah onu yasakladı. Bir adaleti sağlamak için olursa başka. Kim suçsuz birini öldürürse, bu konuda öldürülenin velisini / meşru otoriteyi, ölenin hakkını araması için yetkili kıldık, ancak o da, vereceği karşılıkta aşırıya, haksızlığa kaçmasın; çünkü bu yetki kendisine verilmiş bir sorumluluktur. 386

386 (50:33) Nisā Suresi 91, 92, 93; En’âm Suresi 151; Furkan Suresi 68- 71; Mümtehine Suresi 8; Mâide Suresi 33; Bakara Suresi 178, 179, ayetlerim inceleyiniz.

34. Yetimin malına yaklaşmayın! Ancak o malı, çocuk reşit oluncaya / yasal hakka kavuşuncaya kadar, en güzeliyle, onun adına değerlendirin ve sözleşmenizi yerine getirin; kuşkusuz yapılan sözleşme, sorumluluk taşır.387

387 (50:34) Bak. Nisā Suresi 1-10, 127; Fecr Suresi 17-20; Bakara Suresi 83, 177, 215; En’âm Suresi 41; Haşr Suresi 78; İnsan Suresi 8; Beled Suresi 14-16; Ayrıca sözleşmeler ile ilgili bak. Nahl Suresi 91; Felâk Suresi 1-5; Bakara Suresi 177, 275.

35. Ölçtüğünüz zaman adaletle dosdoğru ölçüp yerine getirin. İşte böylesi hayırlı olandır ve sonuç bakımından en güzelidir. 388

388 (50:35) Bak. Mutaffifin Suresi 1-3; Rahman Suresi 7-9; Hûd Suresi 84- 86; A’raf Suresi 85-87; Şuarâ Suresi 177, 178.

36. Bilmediğin, duymadığın, görmediğin ve akıl etmediğin şeyin ardına düşme, işte bunların tümüyle o konuda sorumlu olursunuz. 389

389 (50:36) Zann ile ilgili bak. Hucurât Suresi 6, 11-13; Necm Suresi 23; Căsiye Suresi 32; En’âm Suresi 148; Nahl Suresi 116; Kasas Suresi 49, 50.

37. Yeryüzünde büyüklük taslayarak dolaşma. Çünkü sen, yeryüzünü asla hareket ettiremezsin ve yüceliğe erişemezsin, sonsuza kadar kalamazsın.390

390 (50:37) Bak. Lokman Suresi 18, 19; Mü’min Suresi 69-76; Furkan Suresi 63.

38. İşte tüm bu sayılanların kötü olanları, Rabbinin yanında hoş olmayan davranışlardır.

39. İşte Bunlar, Rabbinin sana bildirdiği hikmetlerdendir. Allah ile beraber başka ilah / başka efendi edinme, sonra perişan bir halde gerçeklerden uzaklaşır cehaletin cehenneminde kalırsın. 391

391 (50:39) Bu Kur’an ayeti “Hikmet”in ne olduğunu apaçık anlatıyor. Kur’an’ın isimlerinden biri de “Hikmet Kitabı” anlamına gelen, “Hâkim”dir.

40. Rabbiniz oğulları size ayırdı ve dişilik yakıştırdığınız melekleri kendisine mi bıraktı? Doğrusu siz çok ağır sözler söylüyorsunuz. 392

392 (50:40) Bak. Meryem Suresi 88-95; Nahl Suresi 57-59.

41. Doğrusu, akıllarıyla düşünüp gerçeklere ulaşanlar için, biz, bu Kur’an’ı en ince ayrıntısına kadar açıkladık. Ne var ki, gerçeklerin açıklanması, ortak koşanları tedirgin ediyor. 393

393 (50:41) Bak. Furkân Suresi 50,60; Fâtır Suresi 42,43; Nûh Suresi 5, 6; Müddessir Suresi 49-51.

42. De ki: “Eğer, ortak koşanların dedikleri gibi, Allah ile beraber ilahlar olsaydı, o zaman, bütün her yerin yüce sahibine ulaşmak için, onlar da, bir yol ararlardı.” 394

394 (50:42) Bak. Enbiya Suresi 22.

EVRENDEKİ HER ŞEY ALLAH’I NOKSANLIKLARDAN ARINDIRIR

43. O noksan sıfatlardan arınıktır ve onların söyledikleri benzetmelerden yücedir, çok büyük ve uludur.

44. Göklerdeki sonsuzlukta olanlar, yerdekiler ve onlarda ne varsa, Allah’ı noksan sıfatlardan arındırırlar ve hiçbir şey yoktur ki, O’nu överek noksanlıklardan arındırmasın. Fakat siz onların Allah’ överek, noksan sıfatlardan arındırdıklarını anlamazsınız. Muhakkak ki O, güzel halleri sunandır, çok bağışlayandır. 395

395 (50:44) Çok ilginç, evrende canlı-cansız yaratılmış her varlık, yaratıcısına kendi lisan-ı haliyle ibadet eder. Fakat yaratıcısına kendi lisanı ile ibadet etmeye engel olan tek varlık Müslüman topluluklara önderlik yapan zatlar. Ne acı bir tablo! Bak. Ra’d Suresi 13; Zümer Suresi 75; Mü’min Suresi 7.

ORTAK KOŞANLAR KUR’AN’IN ANLAŞILMASINDAN

RAHATSIZ OLUP, PEYGAMBER’E ÇİRKİN YAKIŞTIRMALAR YAPAR

45. Kur’an’ı okuyup anlattığın zaman, inanmayan, anlamak istemeyen kimselerin son anlarına kadar, seninle onların arasına görünmez bir perde çekeriz de,

46. Kalplerinde cehalet engeli olanlar Kur’an’ı anlayamazlar, onların kulaklarında işitmeye engel bir ağırlık vardır. Sen Rabbini; Kur’an’ın bildirdiği gibi, “O tek”dir, diye andığın zaman, şirk koşanlar hoşlanmazlar, arkalarını dönüp giderler. 396

396 (50:46) Ayete göre, kafalarını ortak koşucu rivayetlerle dolduranların, yani imanlarını şirkle kirletenlerin Kur’an’ı anlamalarını Allah’ın engellediğini öğreniyoruz. Böyle kimselere Kur’an’dan bahsedildiği zaman rahatsız olurlar, herkesin Kur’an’ı anlayamayacağından söz ederler ve hemen çelişkili rivayetlerle kendilerini savunurlar. Bak. Kamer Suresi 17, 22, 32, 40; Fussilet Suresi 25; Bakara Suresi 7; Lokman Suresi 7.

47. Ortak koşanlar, seni dinliyormuş gibi yaparlar, biz onların ne maksatla dinlediklerini çok iyi biliyoruz. Gerçeği karartanlar kendi aralarında fısıldaşarak; “Siz ancak büyülenmiş bir adamın arkasından gidiyorsunuz,” derler. 397

397 (50:47) Bak. Enbiya Suresi 2, 3; Furkan Suresi 7, 8.,

48. Bak! Senin için ne benzetmeler yapıyorlar! Sonra da gerçeği bırakıp kendi cehaletlerine sapıyorlar. Artık bundan sonra onlar Kur’an’ anlamaya da güç yetiremezler.

YENİDEN DİRİLİŞE KUŞKU DUYANLARA YANIT

49. Alay ederek dediler ki: “Biz bir kemik ve çürümüş toz-toprak haline geldikten sonra mı, yeni bir yaratılışla diriltileceğiz? 398

398 (50:49) Bak. Ya-Sîn Suresi 77-82; Sâffät Suresi 16, 53; Kâf Suresi 2, 3; Müminûn Suresi 35; Nâziât Suresi 13, 14, 27-33; Mü’min Suresi 57; Vakıa Suresi 60, 61; Rûm Suresi 25, 27; Nahl Suresi 40.

50-51. De ki: “İsterseniz bir taş, isterseniz bir demir olunuz; ya da aklınızda ve kalbinizde büyüttüğünüz başka bir şeyden bir yaratık olunuz, fark etmez; yeniden diriltileceksiniz.” Bu sefer diyecekler: “Peki, bizi yeniden kim diriltecek?” De ki: “Sizi ilk önce kim yarattıysa o diriltecek.” Sonra sana karşı başlarını sallayarak: “İyi de ne zaman olacak o?” derler. De ki: “Yakın bir zamanda olması umulur. “399

399 (50:50-51) Bak. Ahzab Suresi 63; Şûrâ Suresi 17; Lokman Suresi 34; A’raf Suresi 187; Fâtır Suresi 34, 35.

52. Allah sizi tekrar diriltmek için çağırdığı gün, siz onu överek çağrısına hemen uyacaksınız ve mezarlarınızda çok kısa bir süre kaldığınızı sanacaksınız. 400

400 (50:52) Bak. Nâziāt Suresi 46; Ta-Hå Suresi 102-104; Rûm Suresi 55; Müminün Suresi 112-115.,

UYARI

53. Kullarıma de ki: Birbirinize güzel sözler söyleyin, saygılı olun. Muhakkak ki, şeytanî davranışlar insanların arasını açar, ikilik çıkarır. Elbette şeytanî davranışlar insanlar için apaçık bir düşmanlıktır.

54. Rabbiniz, sizin davranışlarınızı en iyi bilendir. Eğer güzel, saygılı davranmak isterseniz size merhamet eder, şeytanî davranışlarda bulunmak isterseniz de sizi sıkıntıya sokar. Biz seni gerçeklerimizi tebliğ etmekten başka bir şeyle göndermedik; sen onlar üzerine vekil değilsin.

55. Senin Rabbin göklerde ve yerde ne varsa hepsini en iyi bilendir. Doğrusu biz, nebilerden kimileri yanında kimilerine kitap lütfettik. Davud’a da Zebur’u verdik. 401

401 (50:55) Örneğin, Nebî Musa’ya kitap verildi. Musa’da, yardımcısı Nebi Harun’a ondan anlattı. Ayrıca Bakara Suresi 136, 253, 285; Âl’i İmrân Suresi 84. ayetleri inceleyiniz.

56. De ki: “Sizler Allah’ı bırakıp ondan başka şeylere yönelirseniz onlar başınıza gelen bir sıkıntıyı sizden gideremez ve onu değiştirmeye de güç yetiremez. “402

402 (50:56) Bak. Sebe Suresi 22; Hacc Suresi 73; Tevbe Suresi 30, 31

57. Fakat onlar, ilah diye yöneldikleri kimselerden çıkarlarını talep ederler ve onlar Rablerine daha yakın olmak için onları vesile kılarlar, böylece Rabbin azabından, onların kurtaracağını umarlar Çünkü Rabbin azabı sakınılması gereken bir azaptır.

58. Doğrusu Allah’tan başkasına yönelen bir memleket halkını, kıyamet günü gelmeden önce, biz değişime uğratırız ya da şiddetli bir sıkıntı veririz. Kitap’ın sayfaları içinde yazılmış buna ait örnekler vardır. 403

403 (50:58) Bak. Hûd Suresi 101; Şuarâ Suresi 120, 139, 158, 173, 189; Talâk Suresi 8,9.

59. Biz gerçekleri kanıtlarımızla sunduk ve gerçekleri anlamalarına mani koymadık. Ancak onlar, kendilerinden öncekiler gibi ayetlerimizi yalanladılar. Semûd halkına baksalar ya! Biz onlara kamu adına yararlansınlar diye dişi bir deve sunduk, fakat onunla kendilerine zulmettiler. Biz, ayetlerimizi ancak uyarı amacıyla göndeririz. 404

404 (50:59) Dişi deve için bak. Hûd Suresi 64, 65; A’raf Suresi 73-77; Şems Suresi 12-14; Şuarâ Suresi 155, 156 ve dipnotu.

60. Biz sana: Muhakkak ki, Rabbin insanları çepeçevre kuşatmıştır, diye bildirdiğimizde, onu sana rüyada sunmadık, ancak insanların düşünüp ders almaları ve geldikleri soy ağacını anlayıp rahmetten uzaklaşmamaları için, Kur’an’ın içinde gerçekleri sana apaçık gösterdik.

.Fakat onlar bizi anlamaktan çekindiler ve böylece bu uyarılar onların azgınlıklarını; taşkınlıklarını daha çok arttırmaktan başka bir işe yaramadı.405

405 (50:60) Bak. Bu surenin 1. ayetinde konu edilen gece, Peygamber’in vahiy anında, Sidre’de / ağaçta gördüğü ve ayrıntıları için bak. Necm Suresi 6- 18; ayrıca bak. Fetih Suresi 27.

61. Biz Ademe hiç yoktan var olan insana, evrendeki tüm güçleri anla ve bir teslimiyet içinde ol, dediğimiz zaman, o bir teslimiyet içinde oldu. Ancak iblisi / vesvesesi, teslim olmaktan kaçındı ve “Ben, çamurdan yarattığın kimseye mi boyun eğeyim?” dedi. 406

406 (50:61) “Evrendeki tüm güçler” diye anlamlandırılan kavramın Arapçası, “Meläike” “Melekler”dir. “Melek” kavramıyla ilgili, Fâtır Suresi 1. ve dipnotu, okuyunuz.

62. Dedi ki: “Rabbim, bana kıyamet gününe kadar bir azdırma mühleti ver de, böylece şu benden üstün gösterdiğinin soyundan, çok az bir kısmı hariç, onları azdırıp kendime bağlayayım.

63. Allah buyurdu: “Haydi git! Kıyamet gününe kadar sen fitne aracısın; onlardan kim sana uyarsa bilsin ki, karşılığı cehennemi sıkıntılar, üzüntüler olur; hem de sürekli ve dayanılmaz olarak.”

64. “Haydi, onlardan, etkileyebileceklerini, vesvesenle, kışkırtmanla şaşırt ve propagandanla ve reklam araçlarınla onların üzerine yaygara kopar ve böylece onlara olmayacak vaatlerde bulunarak, mallarına ve çocuklarına ortak ol!” Doğrusu Şeytani vaatler, onlara, aldanıştan başka bir şey getirmez.

65. Kuşkusuz, Benim bilinçli kullarım üzerinde, kesinlikle, senin hiçbir etkin ve yetkin olamaz; çünkü bilinçli kullara koruyucu olarak, Rabbinin buyrukları yeterlidir. 407

407 (50:65) Kur’an’da geçen yaratılışla ilgili Adem sözcüğü ve Ādem kıssaları, Kur’an’ın şu sure ve ayetlerinde geçmektedir: Såd Suresi 71-74; A’raf Suresi 11-25, 26, 27, 31, 35; Hicr Suresi 26, 28, 43; Kehf Suresi 50; Bakara Suresi 30-37; Al’i İmrân Suresi 33, 59; Mâide Suresi 27; İsra Suresi 61-65; ауrıса bak. Tâ-Ha Suresi 115-123. dipnotu.

66. Sizin Rabbiniz, denizlerde yarattığı nimetlerden nasibinizi arayasınız

diye suya kaldırma yasasını koyup, gemileri denizlerde yüzdürendir. Kuşkusuz O, size karşı çok merhametlidir. 408

408 (50:66) Allah’ın suya / doğaya koyduğu yasalarda bir değişiklik olmaz ve Allah, bu yasaları insanlar akıl ve bilgileriyle bulup yararlansın diye koymuştur. Bak. Yunus Suresi 22, 23; Lokman Suresi 31, 32; Ankebût Suresi 65.

67. Denizde size bir zarar, bir felaket geldiğinde, güvendiklerinizden, bağlandıklarınızdan hiçbiri aklınıza gelmez onlar zihninizden kaybolup giderler. Ama o an, hemen aklınıza Allah gelir, ancak Allah sizi karaya sağ-salim çıkarıp kurtardıktan sonra, siz, yeniden eski halinize dönersiniz. Çünkü insan, nankörlüğe; gerçeği örtbas etmeye meyillidir. 409

409 (50:67) Bak. Hûd Suresi 9, 10; Nahl Suresi 53, 54; Rûm Suresi 33.

68. Peki ama! Karaya çıktığınızda nankörlüğünüz nedeniyle, Allah’ın sizi yerin dibine batırmasından yahut üzerinize taş yağdıran bir kasırga göndermesinden emin mi oldunuz? O takdirde, kendinize hiçbir koruyucu da bulamazsınız.

69. Yoksa, siz tekrar denize açıldığınızda, üzerinizde şiddetli bir fırtına kopararak, nankörlük etmenizden dolayı, Rabbinizin sizi, denizde boğmayacağından emin mi oldunuz? Sonra, böyle bir durumda, yine de bizden başka, size yardım edecek bir yardımcı bulamazsınız.

70. Dikkatinizi çekerim! Biz âdemoğullarını, ikrama layık gördük ve onları yarattıklarımızın birçoğundan daha yetenekli ve üstün kıldık. Bu sayede, karadan ve denizden yararlanacak taşıtlar yaptılar, onlarla nimetlerimizden tertemiz ve güzel rızıklar elde ederek beslenirler.

71. Biz, tüm insanları önderleriyle birlikte topladığımız kıyamet gününde, dünyada yaptıklarının tümünü içerir kitabı, sağ tarafından verilen kimseler, kitaplarını okuyacaklar ve kıl payı haksızlığa uğratılmadıklarını görecekler.410

410 (50:71) Bak. Zümer Suresi 69; Nisa Suresi 41: Yunus Suresi 47; Had 19-29 98; Ya-Sin Suresi 12; Kehf Suresi 49; Casive Suresi 28, 29, Hakka Suresi 19-29; İnşikâk Suresi 7-12; Meryem Suresi 59-61; Tâ-Hå Suresi 112.

72. Ama, dünyada utanç verici işler yapanlar, onlar, kör gibidirler, böyleleri, ahirette de kör gibidir. Üstelik yollarını iyiden iyiye şaşırmış olacaklardır.

MÜŞRİKLER: “KUR’AN YERİNE BAŞKA BİR ŞEY UYDUR” DİYORLAR

73. Sana vahyettiklerimizin dışında, bize karşı bir şey uydurman için neredeyse seni tuzağa düşürüyorlardı. İşte o zaman seni candan dost edineceklerdi. 411

411 (50:73) Hz. Peygamber Kur’an’ı tebliğ ederken, ortak koşucu ikiyüzlülerin, Peygamberi bile Kur’an’dan vazgeçirmeye çalıştıklarını bu ayetlerden öğreniyoruz. Demek ki, aynı ikiyüzlüler ve uzantıları, Peygamber’in vefatından yüzyıllar sonra, “Kur’an’ı anlamadan, sadece Arapçasını okumanın fazilet ve ibadet olduğu” gibi söylentilerle, Kur’an’ı Müslümanların yaşamından koparmanın ince ayarlı uygulamasını bir bakıma gerçekleştirmişlerdir. Hud Suresi 12-13; Bakara Suresi 159 ve En’âm Suresi 114, 115, ayetleri inceleyiniz.

74. Eğer, Biz seni sağlam bir bilgi ile bilgilendirmemiş olsaydık, kesinlikle onların dediklerine az da olsa kanacaktın. 412

412 (50:74) Bak. Yunus Suresi 15, 16.

75. İşte o zaman biz sana yaşamın ve ölümün can yakıcı sıkıntılarını kat kat tattırırdık da, sonra kendin için, Bize karşı bir yardımcı da bulamazdın, 413

413 (50:75) Bak. Hakka Suresi 44-47.

HİCRETİN İŞARETLERİ VE HAZIRLIKLARI

76. Seni bulunduğun yerden çıkarmak için neredeyse dünyayı sana dar edecekler. O zaman senin ardından onlar da fazla kalamayacaklar, ancak az bir zaman kalacaklar. 414

414 (50:76) Allah, Hicret olayına işaret buyuruyor ve Mekke’nin fethiyle. Allah’ın bu vaadi gerçekleşmiştir. Allah’ın vaadi gerçektir.” Bak. 80, ayet olayı İyice açıklıyor.

77. Bu Bizim senden önce gönderdiğimiz elçilere karşı gelen kimselere uygulanan sünnettir / yasadır. Bizim sünnetimizde / yasamızda, bir değişiklik olmaz. 415

415 (50:77) Bak. Fâtır Suresi 42,43; Ahzab Suresi 38, 60-62; Fetih Suresi 22, 23; Mü’min Suresi 83-85.

78. Sen güneş battıktan gecenin kararmasına kadar salatı ikame et / gelen vahyi tekrar et ve gündüzün aydınlanmasına kadar da inananlara

Kur’an çalıştırması yap. Çünkü güneş doğmadan önceki Vakit öğrenip-öğretme bakımından uygun bir vakittir.

79. Ayrıca sen geceleyin kalk ve Kur’an ayetleri üzerinde rahatça tefekkür et, düşün; umulur ki, Rabbin seni saygıdeğer bir konuma ulaştırır. 416

416 (50:79) 78 ve 79. Kur’an ayetleri ve ayetlerde geçen “salat kelimesi geçmişte ve bugün, “namaz kılmak” ve “namaz vakitleri” olarak anlaşılmış ve öyle anlamlandırılmıştır. Hatta bu ayetlere dayanak yapılarak “namaz vakitleri, üç vakittir, beş vakittir şeklinde görüş farklılıkları ortaya çıkmış, her mezhep, tarikat, cemaat ve grup kendi görüşlerini haklı çıkarmak için karşılıklı yığınla rivayet üretmiştir. Geçmişte olduğu gibi bugün de bu tartışmalar devam etmektedir.

Acaba, Kur’an’daki “salat” ve türevleri “namaz kılmak” anlamında mıdır? Bir Kur’an kavramı olan “salat” kelimesi, “uyluğunu hareket ettirmek, ayağa kalkmak, yürümek, çabalamak, şirke karşı çıkmak, çok çalışmak, destek olmak, yardım etmek, ilgilenmek, değerli kılmak, tebrik etmek, iman, din, okumak okutmak, öğrenmek, bağlantı kurmak, dua etmek, ululamak.” vs. gibi anlamla gelmektedir. (Bkz. Hakkı Yılmaz; Teyinii’l Kur’an, c. 1, s. 282. vd., M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, c. 1. s. 174 vd.) Bu anlamların hepsi, Kur’an’ çok sıkça geçen, “salat” ve türevlerine yüklenmiştir ve geçtiği yerdeki konularına göre bu anlamların hepsini kapsar.

Şimdi gelelim bu ayette geçen “salat” kelimesine. Bu Kur’an ayeti, tarihsel olarak, Hicret’ten önce, İslamiyet’in onuncu senesinin sonlarına doğru, Mekke’de gelen bir ayettir. Bu ne demek? On-on bir sene boyunca peygambere gelen ayet sayısı aşağı yukarı dört bin (4000) lere yaklaşmıştır. (Bilindiği gibi Kur’an ayetlerinin tamamı 6236 ayettir) Peygamber kendisine gelen vahyi hem iyice kavrayıp öğrenecek hem de inananlara bizzat öğretecektir. Çünkü vahiy devam ediyor ve herkesin kendisinin okuması için elde henüz bir kitap yoktur ve peygamber her inanana bizzat kendisi öğretmek zorundadır. Dolayısıyla vahyi devamlı ayakta tutmak, anlamak ve ezberlemek için, Peygamber hem inanmış olanlara hem de yeni inananlara sürekli olarak anlatıp öğretmek zorundadır. Bunun da programlı bir şekilde, sistemli, vakitli bir öğrenme ve öğretme ile olacağı kesindir.

“Salat” aynı zamanda bir eğitim-öğretim işi olunca, bunun da vakitleri belirlenmiş olmalıdır. İşte, Yüce Allah, bu Kur’an ayetleri ile, o bölgenin koşullarına en uygun öğrenme ve öğretme vakitlerini, bildiriyor. Çünkü gündüzleri 45-50 dereceyi bulan bir sıcaklık ve o iklim şartlarında insanların, günün sona ermesiyle dışarıdaki işleri de bitmiş oluyor. Sabah, erken saatlerde de işe henüz gidilmemiştir. İşte gelen vahiylerin inananlara öğretilme vakitleri olarak, akşam güneş battıktan sonra, geceye doğru ve sabah güneş doğmadan önceki serin>>>>> vakitlerin en uygun olduğu bildiriliyor. Ayrıca, Peygamber’e öğreteceği dersi yani vahyi, iyice öğrenmesi ve hazmetmesi bakımından, gece kalkıp dersine çalışması öneriliyor ki, öğrencilere yani sahabeye öğretirken eksik öğretmesin. Hatta 106 ve 110. ayetlerde, Peygamber’ e  vahyi nasıl öğreteceği de  bildiriliyor.

Şöyle ki: “salatında, yani öğretirken, sindire sindire, iyice anlamalarını sağlayarak anlat. Bunu yaparken sesini çok yükseltme, bağırarak anlatma ya da duyulamayacak kadar sessiz anlatma, tam orta, herkesin duyabileceği ve anlayabileceği bir ses tonuyla anlat” diye bildiriliyor.

İşte Kur’an’da çok sık geçen, “salat” ve türevleri, Farsça (İran Dili) olan “namaz” kelimesine indirgenmiş ve tüm Kur’an ayetleri “namaz kılmak” diye çevrilmiştir. Kur’an’daki tüm “salat” ve türevleri “namaz kılmak” anlamında çevrilince, okuyanlar da haklı olarak, öyle anlamaktalar. Yukarıda bir kısmını verdiğim ve çok değişik anlamlara gelen Kur’an’da geçen “salat” kelimesinin bugün kılınan ve uygulanan “Namaz” ibadeti anlamıyla uzaktan yakından ilgisi yoktur.

80. Sen, “Rabbim! Beni varacağım yere sağ-salim vardır, çıkacağım yerden de kolaylıkla çıkar ve tarafından bana destekleyici bir oral gücü ver.” diye dua et.

81. Ortak koşanlara şunu bildir: “Hak / gerçeği içeren Kur’an geldi batıl / gerçek olmayan, ortaya çıktı. Kesinlikle batıl / gerçek olmayan, eninde sonunda yok olmaya mahkûmdur.”

82. Biz Kuran’ı parça parça indirdik, O indirdiğimiz gerçekler inananlar için şifa ve rahmetten başka bir şey değildir. Ortak koşanların ise ancak sıkıntısını artırır. 417

417 (50:82) Kur’an, düşüncelerini çelişkili rivayetlerle / şirkle kirletenlerin İnançlarını temizleyen bir ilaçtır. Bak. Enbiya Suresi 18. Sebe Suresi 49. Ayrıca Yunus Suresi 57; Fussilet Suresi 44. ayetleri inceleyiniz.

83. Biz insanı nimetlendirdiğimiz zaman, yüz çevirir herkesten yan çizer, ama başına kötü bir felaket geldi mi de umutsuzluğa kapılır. 418

84. De ki: “Herkes kendi anlayışına göre iş yapar. Sizin Rabbiniz ise, en doğru olanı bilendir. Doğru yolu bulmak isteyen kimseye Kur’an ile yol gösteren O’dur.”

RUH, KUR’AN’IN İSİMLERİNDENDİR

85. Sana ruh’dan soruyorlar; de ki: “Ruh, Rabbimin buyruklarıdır. Çok az da olsa ilim olarak size verilmiştir. 419

419 (50:85) Bu ayette Ruh’un Kur’an’ın isimlerinden olduğu çok açık. Bu ayetin yukarısı ve aşağısı, 81. ayetten, 89, ayete kadar dikkatlice okunursa kolaylıkla anlaşılır. Zaten 88. ayet burada Ruh’un Kur’an’ın isimlerinden olduğunu kuşku götürmez bir şekilde açıklıyor. “De ki: Eğer tanıdığınız ve tanımadığınız geçmiş ve gelecek tüm insanlar, bu Kur’an’ın benzerini getirmek üzere bir araya toplansalar ve hatta onlar birbirlerine açık-seçik destek de olsalar, yine de onun bir benzerini getiremezler.” “Kur’an kendi kendini açıklayan bir kitaptır.” “Ruh kelimesinin geleneksel ve yaygın anlamının, Kur’an’daki anlamıyla hiçbir şekilde ilgisi yoktur. Kur’an ayetlerini incelediğimizde bu ayette de görüldüğü gibi, “Ruh”un, “vahiy/Tanrısal bilgi” ve “can”, “nefes” “bilinç” vs. anlamlarına geldiğini görürüz. Tanrı, tüm yarattığı varlıklara olduğu gibi, insan türüne de bizzat kendi ruhundan; enerjisinden; ilminden “gerektiği kadarını vererek”, bilinç ve kişilik sahibi kılmıştır. Çelişkili rivayetler ve hurafeler yoluyla dejenere olan bilinç ve kişiliğimizi, ruhu/bilgiyi beynimize yerleştirerek temizleyebiliriz. Ruh/vahiy/ bilgi, şirkle, hurafelerle kirlenmiş bilinçleri temizler, canlandırır. Bak. 82, ayet ve dipnotu. Ayrıca bak. Sâd Suresi 72. ve Zümer Suresi 42, Hicr Suresi 29 ve dipnotu.

86-87. Çünkü Bizi anlamayı istemek için, elbette sorununu bilgiyle gidereceksin. O nedenden dolayıdır ki, sana vahyediyoruz / bilgi sunuyoruz. Sonra bizim hakkımızda sana bilgi sunacak bir vekil bulamazdın. Muhakkak ki, sana sunulan o yüce lütuf, Ancak Rabbinden bir rahmettir.

88. De ki: “Eğer tanıdığınız ve tanımadığınız; geçmiş ve gelecek tüm insanlar, bu Kur’an’ın benzerini getirmek üzere bir araya toplansalar ve hatta onlar birbirlerine açık-seçik destek de olsalar, yine de onun bir benzerini getiremezler. “420

420 (50:88) Bak. Bakara Suresi 23, 24; Yunus Suresi 15,16, 38; Hüd Suresi 13; Enfål Suresi 31, 32. ayetleri inceleyiniz

89. Gerçek şu ki: Biz insanlar için bu Kur’an’ın içinde her türlü meseleyi en ince ayrıntısına kadar açıkladık. Fakat insanların çoğu anlamaktan kaçındı, gerçeği görmezlikten gelip örttü, 421

421 (50:89) İnsanların çoğunun gerçekleri örtbas etmesi ile ilgili, bak. Ahzab Suresi 12, 13; Sebe Suresi 43; Ankebût Suresi 47-52.

PEYGAMBER’İ KUTSALLAŞTIRMAK,

BİR ORTAK KOŞMA GELENEĞİDİR

90. Dediler ki: “Sen bizim için yerden bir su kaynağı çıkarmadıkça sana asla inanmayız.”

91. “Ya da sen kendin için, hurma ve üzüm bahçeleri ayarlayıp, içinden gürül gürül sular akıtmadıkça;”

92. “Yahut söyleyip durduğun gibi göğü parçalayıp üzerimize düşürmedikçe ya da Allah’ı ve meleklerini bizzat karşımıza getirmedikçe sana asla inanmayız;”

93. Ya da altından bir evin olmadıkça veya göğe çıkmadıkça, hatta oradan bize okuyacağımız bir kitap getirmedikçe asla sana inanmayız. De ki: Siz neler söylüyorsunuz! Benim Rabbim noksan sıfatlardan uzaktır, ben sadece bir insan olan bir elçiden başka bir şey miyim ki bunları benden istiyorsunuz? 422

422 (50:93) Çok ilginç, vahiy gelirken Peygamber’e bunları söyleyen Müşrik Araplar, Peygamber’in vefatından 150 yıl sonra Miraç diye bir olay ortaya atarak Peygamber’i göklere çıkardılar ve orada Allah ile görüştürdüler(!). Oradan bir emir (beş vakit namaz)(!) getirttiler. Sonra gelenler de, Peygamber’i kutsallaştırdılar, dinin kurucusu yaptılar ve uydurdukları rivayetleri de dinin emirleri kıldılar. Şu müşrik Arapların intikamına bak! Ne korkunç bir rövanş. Biz Müslümanlara Allah aklımızı fikrimizi kullanma idraki versin. 94. ayet, şöyle buyurur: “İnsanların, Kur’an’ı anlamalarına mani olan şey, bir insan olan elçiyi insan üstü görmek istemelerinden dolayıdır.” Elçinin insan olması ile ilgili, bak. Bakara Suresi 151; Yunus Suresi 2; En’âm Suresi 8, 9, Geçmiş kavimlerdeki ortak koşucular da elçinin insanüstü  varlıklardan olmasını beklerlerdi. Bak, Kamer Suresi 23-26; Teğâbün Suresi 6; İbrahim Suresi 10.

94. İnsanların, Kur’an’ı anlamalarına ya da inanmalarına mâni olan şey bir insan olan elçiyi, insan üstü görmek istemelerinden dolayıdır.

95. De ki: “Eğer yeryüzünde yaşayanlar melek olsaydı, o zaman biz de onlara, elbette melek bir elçi gönderirdik.”

96. De ki: “Benim elçiliğime, benimle sizin aranızda gerçek tanık olarak Allah yeter. Çünkü Allah, kullarının yaptıkları her şeyden haberdardır, hepsini görendir.”

97. Kim doğruya yönelirse, Allah o kişiyi doğruya ulaştırır, kim de gerçeği örtbas ederse, onu da sapkınlıkta bırakır. Sapkınlıkta kalmış kimseler, Allah’tan başka bir koruyucu da bulamazlar ve onlar kıyamet gününde görme, konuşma ve işitme duyuları yok edilerek Allah’ın huzuruna yüzüstü sürünerek geleceklerdir. Onların bulundukları durum cehaletin cehennemidir. Her seferinde onların gerçeklerimizi anlama durumları gider: cehalet halleri ise artarak devam eder.

98. İşte bu durum, onların ayetlerimizi görmezlikten gelip örtbas etmeleri ve “Biz bir kemik yığını ve toz-toprak haline geldikten sonra mı, yeniden bir yaratılışla diriltileceğiz?” demelerinden dolayıdır. 423

423 (50:98) 97 ve 98. ayetlerle ilgili, ayrıca bak. En’âm Suresi 104; Insan Suresi 29; Nisa Suresi 71; Kehf Suresi 29, 53; Tekvîr Suresi 27, 28; Kamer Suresi 48; Furkân Suresi 12, 13.

99. Onlar, gökleri ve yeri yaratan Allah’ın, kendilerinin aynısını yeniden yaratmaya güç yetireceğini ve kendileri için asla kuşku olmayan bir ecelin / bir sürenin belirlenmiş olduğunu, hiç düşünmezler mi? Fakat ortak koşarak düşüncelerini kirletenler Kur’an’ı anlamaktan kaçınırlar, gerçekleri görmezlikten gelip örterler. 424

424 (50:99) Bak. Lokman Suresi 25; Ahkâf Suresi 33; Ya-Sin Suresi 81-83.

100. De ki: “Eğer Rabbimin rahmetinden var ettiği tükenmez nimetlerine siz sahip olsaydınız, tükenir korkusuyla kimseyle paylaşmazdınız; insanoğlu çok aç gözlüdür, çok cimridir. 425

425 (50:100) Bak. Nisā Suresi 53; Meâric Suresi 19-21.

TARİHTEN BİR ÖRNEK

101. Doğrusu Musa verdiğimiz açık-seçik birçok ayetle onlara geldiği zaman, İsrailoğulları onu sorgulamışlardı. Sonra firavun da onun için; “Ey Musa! Ben senin bir büyücü olduğunu düşünüyorum,” demişti.

102. Bunun üzerine Musa da demişti ki: “Sen de pekâlâ biliyorsun ki,

Bu  ayetleri, gerçeği görmek isteyenler için, göklerin ve yerin Rabbi indirdi: ey firavun!  Ben de seni kesinlikle mahvolmuş biri olarak görüyorum !

103. Böylece firavun onları ülkede, toptan yok etmek istemişti de, sonra o ve beraberindekiler Bizi anlayamadıklarından dolayı, topluca suda boğuluvermişti.

104. Ondan sonra da İsrailoğullarına dedik ki: “O topraklara yerleşin. Biz sizi bir araya getirdik. Artık verdiğiniz sözü sonuna kadar yerine getirin. “426

426 (50:104) A’raf Suresi 103-167; Ta-Ha Suresi 42-82; Neml Suresi 10- 12. ayetleri inceleyiniz.

KUR’AN TÜM İNSANLARIN KİTABIDIR

105. Kur’an, Bizim indirdiğimiz gerçektir ve inen de gerçeklerdir. Seni de sadece gerçeklerle sevindirmek ve uyarmaktan başka bir şey için göndermedik.

106. Senin Kur’an’ı insanlara tek tek, kavratarak okuman / anlatman için, Biz onu ara ara, şartlara uygun olarak parça parça indirdik.

107. De ki: “Ey insanlar! Siz bu Kur’an’da anlatılan gerçeklere ister inanın ister inanmayın! Muhakkak ki, ondan öncekilerden ilim verilen kimseler, Kur’an’daki gerçekleri okuyup araştırdıklarında, onların yüzlerinde kendilerinden geçerek yaratıcısına teslim olmanın huzuru vardır.”

108. O kimseler derler ki: “Rabbimiz tüm noksan sıfatlardan arınıktır, Muhakkak ki, Rabbimizin vaadi kesinlikle gerçek olmuştur.”

109. Onların yüzlerinde Rablerine teslim olmanın huzuru vardır ve onların O’na karşı saygılarında da çok daha içtenlik vardır. 427

427 (50:109) Bak. A’li İmran Suresi 113-115,199; Mâide Suresi 82,83; Ahläf Suresi 10; En’âm Suresi 114; Kasas Suresi 52, 53.

110. De ki: “İster Allah deyin, ister Rahman deyin; ne derseniz deyin hiç fark etmez. Çünkü isimlerdeki tüm güzellikler O’nundur. Salatınızı / duanızı, abartarak yüksek sesle ya da gizliymiş gibi yapmayın, ikisinin arasında bir yol tutun, 428

428 (50:110) “Allah” sözcüğü, ortak koşucu Arapların putlara tapındıkları Kur’an öncesi dönemde, dillerinde var olan bir sözcüktü. İlk kez Kur’an’da duydukları yeni bir sözcük değildi. Öyle ki, “Allah”, ortak koşucu Arapların zihinlerinde ve dillerinde baş tanrılarının adıydı. Kur’an’dan önce birçok tanıya tapan Arapların, “Allah” sözcüğünü nasıl kullandıklarını Kur’an bize bildirmektedir. “Allah” sözcüğünün ortak koşucu Arapların dilindeki anlamı, tüm varlıklara boyun eğdiren en güçlü varlıktır. Öteki tanrılar, ilahlar, rabler, putlar, vs. ise, Allah’a ulaşmada aracılar idi. Kur’an bunun doğru bir inanç olmadığını, biricik Allah’ın, kendisinden başka hiçbir ilah bulunmayan, Rahman, Rab olanın da hepsinin tek Allah olduğunu, isimlerdeki tüm güzelliklerin O’na ait olduğunu öğretmiştir. (Bak. Ar’âf Suresi 180; Haşr Suresi 24; Ankebût Suresi 61, 65 ve Lokman Suresi 32. ayetleri.)

111. De ki: “Tüm övgüler Allah içindir, ki O, çocuk edinmez mülkünde ve yönetimde asla ortağı yoktur, aciz değildir, o yüzden bir yardımcıya da ihtiyacı yoktur; O yücelerden yücedir.